Eğitim Uzmanı Adem Bican, sınav merkezli yapının potansiyeli ölçmediğini belirterek yetenek keşfi ve kişiye özel rehberlik modelini tanıttı. Bican, bursların yalnızca test puanıyla değil öğrencinin güçlü yönlerini ortaya koyan “yetenek profili”yle belirlenmesi gerektiğini söyledi.
Eğitim Uzmanı Adem Bican, mevcut eğitim sisteminin sınav başarısını merkeze alan yapısının öğrencilerin gerçek potansiyelini ölçmekte yetersiz kaldığını belirterek, yetenek keşfi ve kişiye özel rehberliği temel alan yeni bir model geliştirdiklerini açıkladı. Bican, “Ezber Çağından Yetenek Çağına Geçiş” adını verdikleri yaklaşımın, öğrencileri tek bir puana sıkıştırmak yerine çok boyutlu bir profil üzerinden değerlendirmeyi hedeflediğini ifade etti. Modelin temelinde ise üç ana bileşen bulunuyor: yetenek tespiti, kişiye özel rehberlik ve yetenek temelli burslandırma.
Bican’ın değerlendirmelerinde öne çıkan nokta, eğitimde “başarı” tanımının yıllardır sınav performansına indirgenmesi oldu. Bu durumun, öğrencilerin yaratıcılık, liderlik, problem çözme, sosyal zekâ ve üretkenlik gibi alanlarda sergilediği becerileri geri plana ittiğini savunan Bican, sistemin akademik puan üretebildiğini ancak vizyoner insan kaynağı yetiştirmekte zorlandığını dile getirdi. Yeni modelin, öğrencinin güçlü taraflarını görünür kılan bireysel profiller çıkarmayı amaçladığını belirten Bican, hedeflerinin “Ne biliyorsun?” sorusundan “Ne yapabiliyorsun?” sorusuna geçiş olduğunu söyledi.

SINAV MERKEZLİ DÜZEN NEYİ KAÇIRIYOR?
Bican’ın açıklamalarına göre sınav merkezli yapı, ölçmesi kolay olanı ölçüyor; fakat öğrencinin “nasıl düşündüğünü”, “nasıl öğrendiğini” ve “hangi koşullarda parladığını” yeterince yakalayamıyor. Bu yaklaşım, benzer kalıplarla hazırlanan sorulara doğru yanıt verme becerisini ödüllendirirken, farklı düşünme biçimlerini ve gelişim hızlarını aynı çizgide değerlendirme riski taşıyor.
Sınavın tamamen gereksiz olduğu iddiasında bulunmayan Bican, sorunun sınavın tek referans haline gelmesinde başladığını vurguladı. Öğrencilerin yıllarca “doğru seçenek bulma” refleksiyle ilerlediğini, proje üretmenin, ekip çalışmasının, iletişim kurmanın ya da yeni bir fikir geliştirmek için deneme-yanılma yapmanın ise daha az görünür kaldığını ifade etti. Bu tablo, öğrencilerin güçlü yönlerini saklayabildiği gibi bazı öğrencilerin de kendilerini “başarısız” etiketine mahkûm hissetmesine yol açabiliyor.

Bican’a göre eğitimde fırsat eşitliği tartışması da bu noktada kilitleniyor. Çünkü sınava hazırlık süreçleri, ailelerin maddi imkânları, okulun altyapısı, yaşanılan bölge, ulaşılabilen kaynaklar ve rehberlik hizmetleri gibi çok sayıda değişkenden etkileniyor. Bu da yalnızca sonuç odaklı bir değerlendirme yapıldığında, öğrencinin potansiyelini ve çalışma koşullarını yeterince dikkate almayan bir tablo üretebiliyor.
Bican, yeni modelin merkezine bu soruyu yerleştirdi: “Öğrenci, öğrendiği bilgiyi nerede ve nasıl kullanabiliyor?” Bu soru, tek bir sınav oturumunun yakalayamayacağı kadar geniş bir alanı kapsıyor. Modelin iddiası, öğrencinin sadece bilgi hatırlama kapasitesini değil, üretim ve uygulama becerisini de ölçmek.
Bu kapsamda Bican, öğrencilerin STEM, sanat, liderlik ve sosyal zekâ gibi geniş bir yelpazede analiz edilmesini hedeflediklerini söyledi. Buradaki vurgu, öğrenciyi tek bir kategoriye sıkıştırmak değil; öğrencinin güçlü olduğu alanları, gelişime açık yönlerini ve motivasyon kaynaklarını birlikte anlamak.
Bican’ın ifadesiyle model, “çok yönlü yetenek profilleri” üzerine kurulu. Bu profil, öğrencinin bir alanla sınırlı kalmadan, zaman içinde farklı beceriler geliştirebileceğini de kabul eden bir yaklaşım olarak tanımlanıyor. Bu yönüyle model, öğrenciyi erken yaşta keskin bir meslek seçimine zorlamak yerine, seçeneklerini doğru rehberlikle genişletebilecek bir yol haritası sunmayı amaçlıyor.
MODELİN ÜÇ STRATEJİK BİLEŞENİ
Adem Bican’ın tanıttığı yaklaşım üç ana sütuna dayanıyor. Bu sütunların her biri, öğrenci değerlendirmesini tek başına bir “sonuç” olarak değil, sürdürülebilir bir gelişim süreci olarak ele almayı amaçlıyor.
1) YETENEK TESPİTİ: ÖĞRENCİNİN GÜÇLÜ YANLARINI GÖRÜNÜR KILMAK
Modelin ilk adımı, öğrencinin yetenek alanlarını belirlemeye dönük ölçme-değerlendirme süreçleri. Bican’ın açıklamalarında, bu tespitin yalnızca akademik performansla sınırlı olmadığı vurgulandı. Öğrencinin problem çözme yaklaşımı, proje üretme isteği, iletişim biçimi, liderlik eğilimi, ekip çalışmasına yatkınlığı, yaratıcılığı ve sosyal zekâsı gibi alanların da değerlendirme kapsamına alınması hedefleniyor.
Buradaki amaç, öğrenciyi “etiketlemek” değil; öğrencinin güçlü olduğu alanlarda daha hızlı ilerleyebilmesini ve zayıf olduğu alanlarda da gerçekçi bir gelişim planı oluşturabilmesini sağlamak. Bican, bu sürecin bir “yetenek haritası” fikrine dayandığını belirterek, Türkiye genelinde öğrencilerin güçlü yönlerini görünür kılacak bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu savundu.
Bu yaklaşım, özellikle “sessiz kalan” öğrencilerin de fark edilmesi açısından kritik görülüyor. Çünkü bazı öğrenciler sınıf içinde yüksek not almasa bile proje üretiminde, sunumda, ekip yönetiminde ya da yaratıcı düşünmede öne çıkabiliyor. Model, bu becerilerin sistematik biçimde görülmesini amaçlıyor.

2) KİŞİYE ÖZEL REHBERLİK: MENTORLUKLA YOL HARİTASI OLUŞTURMAK
Modelin ikinci ayağı, yetenek tespitinin ardından gelen rehberlik ve mentorluk desteği. Bican, öğrencilerin yalnızca bir “tespit raporu” alıp yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Çünkü ölçmek, tek başına dönüştürmüyor; dönüşüm, öğrenciye uygun bir yol çizildiğinde başlıyor.
Bu nedenle model, öğrencinin güçlü yanlarına uygun öğrenme deneyimleri, proje alanları, kulüp çalışmaları, atölyeler ve mentorluk eşleşmeleriyle desteklenmesini amaçlıyor. Bican’ın ifadesiyle, öğrenci “merak ve proje deneyimiyle” beslenmeli; yalnızca not-ceza motivasyonuna sıkışmamalı.
Kişiye özel rehberlik boyutu, aileyi ve okulu da sürecin içine dahil eden bir anlayış olarak tarif ediliyor. Öğrencinin evdeki çalışma düzeni, psikolojik dayanıklılığı, hedef belirleme becerisi, zaman yönetimi ve stresle baş etme stratejileri gibi başlıkların da rehberlik çerçevesinde ele alınması bekleniyor.
Bu yaklaşım, rehberliğin “tercih dönemine sıkışmış bir danışma” olmaktan çıkıp, yıl içine yayılan bir gelişim planına dönüşmesini hedefliyor. Bican, öğrencinin kendisini tanımasına ve kararlarını daha sağlıklı vermesine dönük bir sistem kurulması gerektiğini ifade etti.
3) YETENEK TEMELLİ BURSLANDIRMA: POTANSİYELİ YÜKSEK ÖĞRENCİYİ YAKALAMAK
Modelin en çok dikkat çeken boyutlarından biri, burslandırma yaklaşımındaki değişim önerisi oldu. Bican, sosyoekonomik farklılıkları dengelemek amacıyla sadece sınav skoruna değil, öğrencinin potansiyeline odaklanan bir değerlendirme yapılacağını belirtti.

Bu yaklaşımın temel iddiası, potansiyeli yüksek öğrencilerin erken keşfedilmesi ve desteklenmesi. Bican, “Sadece sınav skoruna değil, geleceğin mesleklerine uygun becerilere yatırım yapıyoruz” ifadesiyle, burs kriterlerinin “doğru cevap sayısı”nın ötesine geçmesi gerektiğini savundu.
Yetenek temelli burslandırmanın, fırsat eşitliği tartışmasına farklı bir kapı açtığı belirtiliyor. Çünkü burada hedef, yalnızca “mevcut performansı ödüllendirmek” değil; öğrencinin güçlü yönlerini geliştirerek daha ileriye gidebilmesini sağlayacak bir destek mekanizması kurmak.
Bican’ın değerlendirmesinde, bu burs yaklaşımının öğrenciyi “sınav odaklı kaygı döngüsünden” çıkarabileceği ve daha üretken bir öğrenme kültürü yaratabileceği vurgulandı. Ancak aynı zamanda bu sistemin, adil ve şeffaf kriterlerle kurulmasının gerekliliği de öne çıkıyor. Çünkü burslandırma, doğrudan “gelecek imkânları” ile ilgili olduğu için güven ve şeffaflık beklentisi daha yüksek oluyor.
NEDEN “YETENEK HARİTASI” SÖZÜ BU KADAR ÖNEMLİ?
Bican’ın “Türkiye’nin yetenek haritasını çıkaracak yeni model” ihtiyacına yaptığı vurgu, tartışmayı bireysel öğrenci düzeyinden ülke ölçeğine taşıyor. Bu bakış, eğitimi sadece okul başarısı üretimi olarak değil, aynı zamanda nitelikli insan kaynağı planlamasının temel zemini olarak görüyor.
Bican’a göre, bugün birçok öğrenci potansiyelini ancak üniversite yıllarında ya da iş hayatında tesadüfen keşfediyor. Bu da hem bireysel mutluluk hem de ülkenin insan kaynağı verimliliği açısından kayıp olarak görülüyor. Yetenek haritası yaklaşımı, öğrencilerin erken dönemde güçlü alanlarını tanımasını ve eğitim-öğretim süreçlerini buna göre şekillendirmesini hedefliyor.
Bu noktada model, yalnızca öğrenciyi değil, öğretmeni ve okul yönetimini de farklı bir yere çağırıyor. Çünkü öğrencinin yetenek profilini desteklemek; sınıf içinde farklı öğrenme hızlarına alan açmayı, proje kültürünü güçlendirmeyi ve ölçme-değerlendirme araçlarını çeşitlendirmeyi gerektiriyor.